Markaların değil de “olayların reklamları” çağındayız. Reklamcılığın giderek marka odaklı söylemlerden, olay odaklı stratejilere evirildiği; markaların ürün ve hizmetlerinden ziyade o ürün ya da hizmete dair hikayelerin ön planda tutulduğu bir iletişim çağı. Aslından bu trend uzun süredir var. Lakin son yıllarda hızlanan dijital dönüşüm ve tüketici davranışlarındaki değişiklikler nedeniyle artık çok daha belirgin.
Örneğin, elektrikli otomobil de bir olaydı, dubai çikolatası da. Dikkat edin önce olayın kendisinin iletişimi vardı. Elektrikli otomobil üreten bir marka değil, otomobilin elektriklisi teknolojik bir devrim olarak ortaya çıktı. Dubai çikolatası da lüks ve oldukça farklı bir lezzet deneyimi olarak geldi. Henüz ortada ne ithal bir çikolata markası ne Ülker ne Nestle ne de diğerleri vardı.
Anlıyoruz ki, iletişimde yaratıcılık ve sürekli reklam bombardımanı, yerini “olayların” pazarlanmasının çekiciliğine bırakıyor. Tüketicinin maruz kaldığı içerik miktarı ve hızı, reklamın hatırlanmasını da zayıflatırken, biraz bilinir, gerektiğince belirgin ve sıkça bulunur olan reklam etkisine gerek duymadan malını satıyor.
Böyle böyle iletişim stratejileri de güncellenecek. Artık markalar, geleneksel stratejilerin hızla farklılaştığı günümüzde sosyal olayların bir parçası olmak için yarışacaklar. İletişim değişecek, biçim değişecek ama yine de laf değişmeyecek. Markalar tarihi boyunca söylendiği gibi, “malı satmanın mühim olmadığı” marka niyeti olarak “belirli bir kültürel ya da sosyal olayın parçası olmak fikrinin benimsendiği” söylenmeye devam edecek.