Palto 1842’de çıktı. Devrimden önce. Aristokrasi çağında.
Eserin kahramanının adı Akakiy Akakiyeviç. Sıradan bir isim. Daha en başında okura yoksulluk duygusunu sunmak için bir tercih gibi. Zaten hikâye de yoksul, küçük adamın sıkıntılarına odaklanıyor.
Akakiy’in işi resmî belgeleri temize çekmek. Alt düzey bir memur. İşini çok seviyor. Öyle ki arkadaşları bu haliyle alay ediyor.
Rusya’nın soğukları meşhur. Akakiy yeni bir palto alamayacağı için paltosunu tamir ettirmek istiyor. Terzi kabul etmiyor, yenisini dikmeyi öneriyor. O zamanların Rusya’sında bir yıl boyunca para biriktirmek demek bu. Akakiy gibi bir memurun o paltoyu satın alabilecek parayı bir yıl içerisinde biriktirmesi için mumu az yakması, çayı az içmesi, ayakkabıları eskimesin diye az yürümesi gerekiyor. Ama bunlar Akakiy için güç değil çünkü bir hedefi var: Kavuşacağı paltosu. Hatta biraz daha biriktip yakasına kürk taktırmanın hayalini bile kuruyor.
Zaman geçer, terzi paltoyu teslim eder. O da arkadaşları da hayranlıkla karşılar paltoyu. Dener Akakiy, herkes bayılır. Başarısını kutlarlar.
Ancak Akakiy için asıl zor zamanlar bundan sonra başlayacaktır. Arkadaşlarının ısrarı ile davete katılan Akakiy’in aklı fikri sürekli paltosundadır. Gece yarısı eve dönerken hırsızlar Akakiy’i durdurur. Kavga dövüş paltosunu alırlar.
Polise gider ancak baştan savılır. Arkadaşları müdürlerinin tanıdığı bir kodamana gitmesini önerirler. Akakiy gider ama nafile. Adamdan yer fırçayı. “Kimsin lan sen beni bunlarla meşgul ediyorsun fakir” der. Yani “sen benim kim olduğumu bilmiyor musun da bu boş işlerle uğraştırıyorsun” demiş olur.
Heh, aynen bugün de yaşadığımız gibi şeyler işte.
Akakiy hastalanır. Çok kötü olur. Doktor gelir ama gidici olduğunu söyler. Akakiy ölür. Düşünsenize, doyamadığı paltosunun kahrından ölür.
Peşi sıra Saint Petersburg sokaklarında bir efsane dolaşmaya başlar: Köprünün oralarda bekleyen bir hayalet gelen geçeni dövüp paltolarını alıyordur. Akakiy’i fırçalayıp ölümünü hızlandırdığını düşünerek içlenen adam da hayaletin gazabına uğrar. Müdürü evire çevire döven hayalet paltosunu da alır. Sokakta konuşulan bir başka konu ise bu hayaletin yüzünün Akakiy Akakiyeviç’in yüzü olduğudur.
Novella burada biter. Akıllarda şunlar kalır:
Soylu kesimin baştan savmacılığı ve ikiyüzlülüğü her devrin soylusuna ait sembolik bir özellik. Küçük adamın çilesi de hemen her devirde aynı: Yoksulluk.
1842’den günümüze bir şey değişmedi. Sosyal sınıf ayrımı söylenenin aksine yok olmadı. Tüm haşmetiyle apaçık yaşıyor. Ve burjuva duvarlarının dışındaki halk aristokrasiyi de bürokrasiyi de hayalet olmadan yenemeyeceğini çok iyi biliyor.
Biz, Palto ismini seçerken, seçkinlerin sırtından paltolarını alan Akakiy’e bir selam göndermek istedik. Logomuzu ona ithafen tasarladık. Onun mücadelesinden etkilendik. Onun işine olan sevgisini, hedefine varmak için gösterdiği sabrı, emeğine olan tutkusunu, vazgeçmeyişini örnek aldık. Ama insan iken ama hayalet iken.